İnsanların çoğunun uzak durduğu ama “Müzik” kavramının temelini oluşturan bir müzik tarzından bahsetmek isterim sizlere: Klasik müzik. Dinlenilmesi için belli bir müzik kültürüne sahip olmanız gerektiği söylenir her zaman. Tekrar eden ritimler, kullanılan enstrümanların çokluğu ve kozmos ( bu benim tanımımdır ) çoğu zaman insanları uzak tutmuştur bu türden. Batı klasik müziği kilise ve saray egemenliği altından çıkıp halka yayıldığı zaman başlayan romantik dönem benim için “Müziğin karanlık dönemi”dir. Başlangıcını “Ludwig Van Beethoven” abimiz üstlenir. Kardeşlik, İnsanlık, sevgi ve aşk gibi temel duygusal kavramlar bu dönemde müziğe entegre edilmiştir.

Hatta çoğumuzun bildiği 9. Senfoni Avrupa Birliği’nin resmi marşıdır.

Bir amaç olmaktan çıkıp bir araç olarak kullanılmaya başlayan müzik kendi ruhunu bu dönemde yitirmiştir. Dönemin sonuna doğru milliyetçiliği de işin içine katınca besteler birbirini tekrar etmeye başlamıştır. Hatta bir döneme damgasını vuran “Almanya-İtalya-Fransa” üçlüsü tüm Avrupa müziğini tekeli altına almıştır.

Carl Maria von Weber Alman milliyetçiliği ile döneme damgasını vurmuştur. Der Freischütz operası bunun en iyi örneklerinden birisi.

Dönemin ortasında belki de insanları en çok etkileyen isimlerden birisi vardır : Franz Liszt. Özellikle müziklerinin melankolik havası ve ani iniş-çıkışlar insan psikolojisini derinden etkilemiştir.

Benim en sevdiğim eseri ise 12 numaralı Macar rapsodisi

Asıl sorunumuza gelmek isterim şimdi. Müzik adına muazzam paylaşımların olduğu “Romantik dönem” neden benim gözümde “Karanlık dönem” olarak yerini bulmuştur? ve Stravinsky buna nasıl darbe indirmiştir? Barok döneminde ve klasik dönemde müzik kendi evrenine hizmet eden ve sınırsızlığı ile bizi büyüleyen bir kavram iken romantik dönemde insanların belirli duygularını daha derin yaşamaları için bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Aşk, hüzün, acı ve diğer duygusal kavramlar bir süreden sonra hem bestecilerin hem müziğin kendisine bir sınırlama getirmiştir. Dar bir alana sıkışan klasik müzik adeta bir zümrüdü anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmuştur. Bu doğuşuna en çok yardım eden kişilerin başında gelir Igor Stravinsky. Onu benim gözümde büyüten şey ise Hocasının Nikolai Rimsky-Korsakov olup ( Korsakov da tam bir romantik dönem bestecisiydi ) ondan aldığı eğitimle müziğin “insanlara değil sanata” hizmet etmesi gerektiğini savunmasıdır.

Korsakov’un o muazzam eseri : Şehrazat

Hatta bir anısında şöyle bir cümle geçer: “Müzik doğal olarak herhangi bir şeyi ifade etme gücüne sahip değildir ve performanscılar kendi fikir ve bireysel ifadelerini eklemeden bestecinin eğilimlerini takip etmelidirler“. Biraz ütopya gibi dursa bile bir gün gerçekleşmeyeceğini kim bilebilir.

ve Igor Stravinsky eserleri denilince akla şunlar gelir:

“Igor Stravinsky, Symphony of Psalms-Muti”

“The Rite of Spring”

“The Firebird”